Anadolu Ajansına Yazılı Demeç

 

 

 

 

 

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Orman Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Süleyman AKBULUT Anadolu Ajansına (AA) Orman yangınları konusunda  yazılı demeç vermiştir.

Demeçte, 

Ormanlar yerine getirmiş olduğu çok farklı işlevlerle insanoğlu ve diğer canlılar için kritik öneme sahip vazgeçilmez bir doğal kaynaktır. Özellikle de son yüzyılda küresel ısınmanın gündemde olduğu bir dönemde ormanların önemi daha da artmıştır. Ormanların fonksiyonlarını ekonomik, ekolojik sosyokültürel olarak üç ana başlıkta toplamak mümkündür. Bu fonksiyonlar arasında; odun hammaddesi üretimi, temiz su ve oksijen üretimi, erozyonu önleme, insanların ekoturizm ve rekreasyon ihtiyaçlarını karşılama, karbon tutma ve ormandan farklı tali ürünlerin elde edilmesini saymak mümkündür.

Ülkemizin yaklaşık %28.6’sını (22,342,935 hektar) ormanlık alanlar oluşturmakta (OGM, 2015) ve neredeyse tamamı devletin mülkiyetinde ve tasarrufundadır. Orman Genel Müdürlüğü (OGM) ülkemizdeki ormancılık faaliyetlerinden sorumlu olan devlet kuruluşudur. Ormanlık alanların bölgelere göre dağılımında Karadeniz (%24), Akdeniz (%19), Ege (%18), ve Marmara (%14) bölgeleri ilk sıraları paylaşmaktadır (OGM, 2009). 

Ülkemiz ormanlarında ağaç türlerinin yayılış oranlarında da farklılıklar bulunmaktadır. Ülkemizde en geniş yayılışı meşe türleri göstermektedir (%26.34). Bunu sırasıyla Kızılçam (%25.11), Karaçam (%19.0), Kayın (%8.5), Sarıçam (%6.8), Ardıç (%4.29), Göknar (%2.62) ve diğer türler takip etmektedir (OGM, 2015). Tek ağaç türü olarak dikkate alınırsa en geniş yayılışa sahip tür Kızılçamdır. Coğrafik bölgeler bazında ağaç türlerinin yayılışını değerlendirdiğimizde; Ege Bölgesi’nde Kızılçam, Karaçam, Meşe türleri ve Fıstıkçamı, Marmara Bölgesi’nde Kızılçam, Karaçam, Kayın, Meşe, Göknar, Kestane, Karadeniz Bölgesi’nde Kayın, Göknar, Sarıçam, Karaçam, Kestane, Ladin, Doğu Anadolu Bölgesi’nde ağırlıklı olarak Meşe türleri ve Sarıçam, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Meşe türleri, Akdeniz Bölgesi’nde Kızılçam, Sedir, Meşe, Ardıç, İç Anadolu Bölgesi’nde ise Sarıçam, Karaçam ve Meşe türlerinin genellikle yayılış gösterdiğini söylemek mümkündür. 

Ormanların varlığını ve devamlılığını tehdit eden farklı abiyotik ve biyotik faktörler bulunmaktadır. Bunlardan birisi de son haftalarda ülkemizin farklı bölgelerinde ve son olarak İzmir ilinde çıkan orman yangınlarıdır. Akdeniz coğrafyası ve iklim kuşağında bulunan ülkemizin ormanları her zaman yangın tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır ve kalmaya devam edecektir. Bu bulunduğumuz coğrafyanın sahip olduğu iklimin özellikleri ve bu kuşakta bulunan ormanları oluşturan yangına hassas ağaç türlerinin mevcudiyetinden kaynaklanmaktadır. Yangın riskini sadece bu iki faktöre bağlamakta yeterli değildir. Bunun dışında, o coğrafyada yaşayan insanların sahip olduğu sosyo-kültürel ve ekonomik koşulları da değerlendirmek gerekir.

Orman yangınlarının çıkma olasılığına (riskine) göre ülkemizdeki bölgeler yangın hassasiyet sınıflarına ayrılmıştır. Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgesi kıyılarını takip eden sahil şeridi yangına hassas olan bölgeler olarak belirlenmiştir. Özellikle Kızılçam ve makilik alanların ağırlıklı olarak bulunduğu 7.84 milyon hektar alan yangına birinci derecede hassas, 4.61 milyon hektarlık alan ise yangına ikinci derecede hassas ormanlık alanlar olarak sınıflandırılmıştır. Bu alanların büyüklüğü ülke ormanlarının yaklaşık %57’sine tekabül etmektedir (OGM, 2014, Baysal ve ark., 2016).  Son 3-4 gündür gündemde olan İzmir Orman Bölge Müdürlüğü sınırlarında çıkan orman yangınları da orman yangınlarına birinci derecede hassas olan bölgede çıkmıştır.  

Akdeniz iklim kuşağında yangına hassas olan bölgelerde orman yangınlarının sıklıkla çıkmasına neden olan bazı faktörler vardır. Bunlardan birincisi yaklaşık 6 ayı bulan yaz sıcakları ve kuraklığıdır. Bu kuraklığa bağlı olarak hem havadaki hem de yanıcı maddelerdeki (ağaçlar, çalılar, diri örtü vb) nem miktarı çok düşüktür. Ayrıca kurak bölgelerde bulunan ağaç türlerinin bünyesindeki reçine ve yağların miktarı kurak yaz aylarında daha da artmaktadır (Küçükosmanoğlu, 1990). Bu da tutuşmayı kolaylaştıran bir faktördür. Kurutucu rüzgarların varlığı, arazi şartlarının ulaşımı ve müdahaleyi zorlaştırması, bölgede yangına hassas kolay tutuşabilen ağaç türlerinin varlığı yangın riskini ve mücadele çalışmalarını zorlaştırmaktadır. Bu faktörlere insanların neden olduğu bazı faaliyetleri de (dikkatsizlik, ihmal, kasıt, anız yakma vb.) ilave etmek gerekir. 

Orman yangınlarıyla mücadelede, ülkemizde ve Avrupa’da genel yaklaşım; en kısa sürede yangına ulaşmak ve yangını ormana minimum düzeyde zarar verecek şekilde kontrol altına almaktır. Yangın söndürüldükten ve soğutma işlemleri bitirildikten sonra yanan ve zarar gören alanın bekletilmeksizin yeniden ağaçlandırılması için arazi hazırlık çalışmalarına başlanılmakta ve alan ağaçlandırılmaktadır. 

Ülkemizde 2008’de meydana gelen Antalya Serik-Taşağıl büyük orman yangınından sonra Orman Genel Müdürlüğü “Yanan Orman Alanlarının Rehabilitasyonu ve Yangına Dirençli Ormanlar Tesisi Projesi (YARDOP)”ni yürürlüğe koymuştur. Bu proje, yangına birinci derecede hassas olan bazı bölgelerde uygulamaya geçirilmiştir. Son olarak 6976 sayılı Tamim ile yapılacak işlemler güncellenmiştir. Bu projenin kapsamı; “Yangına hassas ormanlarda, yangınlara karşı direnci arttırmak için yanıcı madde miktarını azaltmaya yönelik meşcere bakımları yapmak, yangın sırasında açığa çıkan ısı enerjisini düşürmeye yönelik yangın zayıflatma alanları oluşturmak, ağaç, ağaççık ve çalılardan oluşan hatlar tesis etmek, ihtiyaç halinde ulaşım tesisleri yapmak ayrıca yangına direnç gösteren yöreye uygun türler ile karışık orman kurmaktır” şeklinde ifade edilmiştir (OGM, 2014). Ancak, YARDOP uygulamasının olumlu ya da olumsuz etkilerine yönelik olarak farklı bilim insanları tarafından değerlendirmeler yapılmaya da devam edilmektedir. Bu değerlendirmeler, YARDOP uygulamasının daha etkin hale getirilmesine katkı sağlayacaktır.

İzmir’in Karabağlar bölgesinde meydana gelen ve resmi açıklamalara göre tahmini olarak 500 hektar ormanlık alanın zarar gördüğü alanın da yeniden ağaçlandırılması çalışmaları OGM tarafından yapılacaktır. Ağaçlandırma sırasında bu Tamim’e (6976 sayılı) göre işlem yapılacağı düşünülmektedir. Yangının çıkma nedeni henüz belli değildir. Ancak Bakanlık ve OGM yetkilikleri sabotaj olabileceği olasılığı üzerinde durmaktadırlar. Yanan alanın kesin büyüklüğü de soğutma işlemlerinin ardından netleşecektir. Yanan alan Akdeniz iklim kuşağında ve Kızılçamın doğal yayılış alanı içerisindedir. Yanan alanda Kızılçam meçceresidir. Kızılçam yangına en hassas türlerden biridir (odununda ve yapraklarındaki reçine miktarının fazla olması). Ancak, bölgede doğal yayılışa sahip bir tür olması nedeniyle bölgenin sahip olduğu ekolojik özelliklere uygun bir ağaç türüdür. 

Yangın sonrası yapılacak ağaçlandırma çalışmalarında, bölgede doğal yayılış gösteren türlerin kullanılması önemlidir. Çünkü bu türler o bölgenin ekolojik koşullarına uyum sağlamışlardır. Aksi takdirde bölgeye getireceğiniz farklı türler o bölgedeki ekolojik faktörlere uyum sağlayamayabilir. Mevcut biyolojik çeşitliliği olumsuz yönde etkileyebilir. Farklı böcek zararları ve hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. 

Bir yangının meydana gelebilmesi için üç bileşenin bir arada olması gerekir. Bunlar; yanıcı madde, oksijen, ve tutuşma sıcaklığıdır (tutuşturucu kaynaklar). Burada yangınların çıkışını önleme ya da riski azaltma açısından kullanılabilecek yanıcı madde miktarını azaltmak ve tutuşmayı sağlayacak olan kaynakları ormandan uzak tutmak gibi iki seçenek vardır. Yanıcı madde miktarının azaltılması için OGM tarafından orman bakımı çalışmaları yapılmaktadır. Bunun dışında dünyada örnek uygulamaları da olan “kontrollü yakma” denilen ve yangın sezonu dışında (genellikle Mayıs-Eylül- Ekim periyodu dışındaki sezonda) yangın çıkarılarak (uzmanların denetiminde kontrollü bir şekilde) özellikle ormandaki alt tabakada bulunan yanıcı maddelerin azaltılması amaçlanmaktadır. Yanıcı madde miktarının azaltılması, yangın çıkma riskini ve çıkan yangının büyümesini engelleyecektir. Yangına birinci ve ikinci derecede hassas olan bölgelerde o bölgeye uygun yanmaya dirençli ağaç türlerinin özellikle orman sınırlarına yakın bölgelerde (yol kenarları, yerleşim alanları ya da tarım alanlarına yakın bölgeler) kullanılmasının da riski azalttığı bilinmektedir. Bu kapsamda kızılçamın yayılış gösterdiği ekosistemlerde Servi, Çınar, Fıstıkçamı, Badem, gibi ağaç türleri kullanılabilmektedir. 

Tutuşmayı sağlayacak faktörlerin özellikle yangın sezonunda ormandan uzaklaştırılması orman yangınlarının çıkma olasılığını önemli derecede azaltan bir faktördür. Türkiye’deki orman yangınlarının önemli bir bölümü kasıt, ihmal ve dikkatsizlik sonucu çıkmaktadır. Doğal olaylar sonucu çıkan (örneğin yıldırım düşmesi gibi) orman yangını sayısı düşüktür. Bu konularda halkın bilinçlendirilmesi son derece önemlidir. Özellikle görsel reklamlar ve sosyal medya araçlarının çok daha etkin bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Yangın sezonunda özellikle yangın riskinin çok yüksek olduğu zamanlarda (sıcaklığın yüksek, nemin düşük, rüzgarın şiddetli ve değişken) insanların ormanlara piknik, rekreasyon amaçlı girişleri kısa süreli olarak yasaklanabilir. Özellikle karayollarında insanların araçlarından sönmemiş sigara izmariti ve benzeri yanıcı maddeleri yol kenarlarına atmaması konusunda uyarılar yapılması faydalı olacaktır. Piknik alanlarında piknik sonrası yakılan ateşlerin tamamen söndürülmüş olması konusunda ilgililerce gerekli uyarıların yapılması ve konunun önemi konusunda sosyal farkındalığın oluşturulması son derece önemlidir. Çiftçilerimizin anız yakması ile ilgili gerekli uyarılar ve kontrollerin yapılması ve bu konuda çiftçilerimizin bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Orman Genel Müdürlüğü yangınlarla mücadele konusunda dünyadaki pek çok ülkedeki eşdeğer kurumlardan çok daha başarılıdır. Bunu yayınlanmış yangın istatistiklerinin karşılaştırmalı değerlendirmesini yaparak anlamak mümkündür. OGM, hem yetişmiş personel hem de ekipman açısından oldukça iyi durumdadır. Ancak yangınlarla mücadelede başarı; sadece yangına en kısa sürede ulaşmak ve onu söndürmek için elinden geleni yapmakla mümkün olmamaktadır. Burada bütün sorumluluğu tek bir kuruma yüklemek ve her şeyi çözmesini beklemekte doğru değildir. Orman yangınları konusunda, toplumun en küçük kurumu olan aileden itibaren herkese görev düşmektedir. Orman yangınlarının başta gelen nedeni olan kasıt, ihmal ve dikkatsizliği azaltmanın yolu bireylerin eğitiminden geçer. Eğer toplum olarak, çevreye, canlılara duyarlı, saygılı bireyler yetiştirmeyi becerebilirsek, sadece orman yangınlarını değil, çevremizde gördüğümüz zaman rahatsızlık duyduğumuz pek çok istenmeyen olumsuzlukları da çözmüş olacağız. 

 

Prof. Dr. Süleyman AKBULUT

İ.K.Ç.Ü. Orman Fakültesi Dekanı

 


Başa Dön